Avrupa’nın en sempatik şehri olarak bilinen Dublin
yapılan bir araştırmaya göre Avrupa’da en samimi insanların İrlandalılar olduğu ortaya çıkmıştır. Şehri üç günlük bir gezi süresince bu durumu biz de gözlemledik. Dublin tamamen huzur dolu bir atmosfere sahip. Sokaklarda dolaşırken, publarda, toplu taşıma araçlarında, müzelerde insanlar mutlu ve rahat bir şekilde vakit geçiriyor. Geçmişte İngilizlerle yaşanan savaşlar gibi sorunlar günlük hayatta pek hissedilmiyor, ancak insanlarla konuştuğunuzda bazı acıların asla silinmeyeceğini anlıyorsunuz. Şehirde muhteşem bir pub kültürü bulunuyor ve her köşede bir pub var. İnsanlar bu mekanlarda huzur buluyor. İçeri girdiğinizde sizi rahatsız edecek hiçbir şey yok. Gürültü yapan, çevreye rahatsızlık veren veya sorun çıkaran kimse yok. Herkes neşeli ve kendi halinde. İçeri girip de iki saat boyunca sipariş vermeden oturursanız, kimse neden oturduğunuzu sorgulamaz. Asıl “Irish Pub“lar” şehir dışında yer alıyor. Orada da ayrı bir pub kültürü bulunuyor. Herkes birbirini tanıyor. Eğer oraya giderseniz, insanlar sizin turist olduğunuzu anlarlar. Genellikle bunu belli etmezler, nadir durumlarda size gelip nazikçe turist olup olmadığınızı sorarak sizinle sohbet ederler.
1916’da başlayan ve 1922’de hedefine ulaşan İrlanda ayaklanması da bu publarda örgütlendi. İngiliz derin devletinin her yerde ajanları olduğu için iki kişi bir araya gelip ayaklanma fikrini paylaştığında hemen fark edilip hapse atılıyorlardı. Bu publarda herkes birbirini tanıdığı için İngiliz ajanları bu mekanlara giremiyordu. Bu yüzden büyük ayaklanma ve isyan bu publarda planlandı ve hayata geçirildi.
Bahsedilen İngilizlere gelince, İrlandalılara çok çektirmişlerdir. Yaklaşık dört yüzyıl boyunca İrlanda’da olan İngilizler, İrlandalıları bir türlü asimile edip kontrol altına alamamışlardır. Bu sorun aslında mezhepsel çatışmalardan kaynaklanmaktadır. İrlandalılar Katolik, İngilizler ise Protestan‘dır. Bu dört yüzyıl boyunca ilginç olaylar yaşanmıştır. İngilizler bir dönem güneş vergisi bile getirmişlerdir. Güneşi gören bütün evlerden güneş vergisi almışlardır. Şu anda banka olarak kullanılan ve zamanında parlamento binası olan yapıdan bile güneş vergisi istemişlerdir. Bunun üzerine İrlandalılar, dış cepheye bakan bütün boşlukları betonla doldurarak güneşin içeri girmesini engellemiştir. Bu bina ibret olsun diye hala betonlanmış halde duruyor ve kullanılıyor. İngiliz kraliçesi öldüğünde ise yas olarak bütün kapıları siyaha boyamalarını emretmişlerdir. Bunun üzerine İrlandalılar, isyan amacıyla bütün kapılarını renk renk boyamışlardır. Zaten şehirde dolaşırken ilk dikkatinizi çekecek şeylerden biri de budur. Her kapı farklı bir renge boyanmış ve çok renklidir.
Geçmişten beri huzursuzluk ve anarşi olması nedeniyle insanlar burada daha da fazla huzura önem veriyor. Örneğin işsiz kaldığınızda hemen bir gün sonra devlet sizi buluyor ve sosyal yardım sağlıyor. 10 yıl boyunca çalışmazsanız bile yardımlarınız devam ediyor. Mantığı şudur: Yeter ki anarşiye karışmayın ve huzuru bozacak şeyler yapmayın. Anarşi çıkarmadığınız sürece size kimse neden çalışmadığınızı sormuyor. Burada geçim kaynağı tarım, büyük bankalar, hayvancılık, turizm, alkol üretimi (Guinness) ve Amerika’dan gelen ve Avrupa merkezlerini buraya kuran Twitter, Facebook, Google gibi büyük şirketlerin sağladığı istihdamdır. İrlanda’nın nüfusu 4.7 milyondur. Eğer sokakta karşılaştığınız biri size “4.7 milyon” derse, o sakin ve sade bir insandır. Eğer “6 milyon” derse, Kuzey İrlanda’yı da dahil ediyor demektir, dolayısıyla fanatik birisidir ☺.
Dublin’de gezilecek yerler
Guinness Storehouse
İrlanda’nın en çok turist çeken yeri diyebiliriz. Guinness biralarının üretim yeri müze haline getirilmiş. İlk aşamadan son aşamasına kadar biranın üretimi gösteriliyor. Hangi maddelerden yapıldığı, kaç derecede kaynadığı, hangi ülkede tat farklılıkları gösterdiği, nasıl pazarlandığı vb. bunların hepsini 7 katlı müzede bulabilirsiniz. 250 yıl önce bira fabrikası olarak kurulan bu yer şu anda müze görevi görüyor. Müzede Guinness’in tarihi ve gelişimi ile ilgili önemli bilgiler yer alıyor. En üst kat 360 derece görüntüsü olan panoramaya çevrilmiş. Dublin’i yukarıdan seyredebiliyorsunuz. Giriş biletiyle en üst katta Gravity Bar‘da Guinness biralarını tadabilirsiniz.
Kilmainham Gaol
İrlanda’nın tarihine ışık tutan hapishane. Şu anda müze olarak kullanılıyor. Mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer. Hemen girişinde 1916 ayaklanmasında asılan liderler için yapılmış anıtlar bulunuyor. 1792 yılında yapılan bu hapishane, İrlanda’nın özgürlüğüne giden çileli yolda önemli bir rol oynadı. İçeride farklı alanlarda o yılları anlatan sergiler bulunuyor. Hapishanenin ana kısmını ve hücreleri ziyaret edebilirsiniz. İrlandalıların kurtuluş ruhunu hissedip anlayacağınız güzel bir mekan. İrlanda’nın bağımsız olmasından sonra 1924 yılında kapatılan hapishanenin son mahkumu ünlü savaşçı ve politikacı Eamon de Valera idi. Birçok filmde gördüğünüz hapishane sahneleri burada çekildi. “Italian Job“, “Michael Collins“, “The Escapist” gibi filmlerin sahneleri burada çekildi. Müzeyi ziyaret etmek istiyorsanız önceden mutlaka online bilet alın. Eğer giriş biletiniz yoksa o gün giremeyebilirsiniz.
Trinity College
Kraliçe Elizabeth tarafından 1592’de kurulan ve dünya genelinde bir ismi olan üniversite. Samuel Beckett gibi isimlerin de mezun olduğu tarihi üniversite. Özellikle 300 yıllık tarihi kütüphanesi ve Book of Kells ile biliniyor. Book of Kells, 800 yıl önce yazılan en eski işlemeli el yazmalı İncil olarak biliniyor ve dünya kültür mirası listesinde yer alıyor. Tarihi kütüphanesi ise müthiş bir görüntüye sahip. 65 metre uzunluğunda olan bu kütüphanede 200.000 kitap bulunuyor. Çoğu da en az 300 yıllık eski kitaplar. Dünyanın en güzel kütüphaneleri sıralamasında her zaman ilk üçtedir. 10 Euro karşılığında Book of Kells ve kütüphane turu yapabilirsiniz.
Temple Bar
Dublin’in meşhur Pub’lar sokağı da diyebiliriz. Akşamları turistlerin olmazsa olmazı. Liffey nehri’nin güneye bakan kıyısında. Dublin’in merkezi de diyebiliriz bu sokağa. Sokakta küçük büyük birçok Pub ve cafe bulunuyor. En meşhur Pub ise sokakla aynı adı taşıyan “Temple Bar“. Sokak mı ismini cafeden aldı yoksa cafe mi ismini sokaktan tam olarak bilinmiyor. Asmalı çiçeklerle renk renk süslenmiş sokakta Pub’lardan taşan canlı müziklere şahit olacaksınız. Sokak ismini 17. yy’da burada yaşayan Temple ailesinden almış. Turistik mekan olduğu için cafeler ve Publar biraz daha pahalı. Gün içinde giderseniz biraz daha sakin oluyor, akşamları çok kalabalık.
O’Connell köprüsü
Dünyada eni boyundan uzun olan tek köprü. İlk bakışta belki dikkatinizi çekmeyebilir ama dikkatli baktığınızda bunu görebilirsiniz. Üstünde yaya, bisiklet ve araç geçişi için toplam 6 şerit bulunuyor. Tam merkezde Liffey nehri’nin üstünde bulunuyor. Kuzey kısmında bulunan Boulevard O’Connell Street ile güney kısmının D’Olier Street/Westmoreland Street ile çatallaştığı yerde. İsmini de özgürlük savaşçısı Daniel O’Connell’den alıyor.
Grand Canal Dock Area
Yeni Dublin de diyebiliriz. Modern ve büyük işyerlerinin ve bürolarının olduğu yer. Facebook, Google ve diğer büyük firmaların yerleşkesi olan yerler. Akşamları ışıklandırmayla beraber güzel oluyor. Bir ziyarete değer. Ayrıca önceden ayarlarsanız Facebook, Google gibi firmalarda gezinti yapabilirsiniz. Çok modern ve yeni olması Dublin şehrinin ruhuna biraz aykırı duruyor ama farklılık açısından ziyaret edilebilir.
Glendalough
Burası Dubline 1 saat mesafede bulunan meşhur bir vadi. Biz de günübirlik bir gezi düzenledik. Wicklow dağlarının arasında bulunan bu vadi doğal gölleri ve parklarıyla meşhur. Bundan 1000 yıl önce “batının Roma’sı” olarak biliniyordu burası. Şu an hala kalıntıları bulunan 7 kilise ve manastırlar var. Köye girişte size Glendalough Visitor Center karşılayacak. Oraya arabanızı park edip yürüyüş parkurlarından ilerliyorsunuz. İrlanda’nın en fazla ziyaret edilen manastırı burada bulunuyor. 600 yıl önce yapılmasına rağmen Vikingler ve İngilizler tarafından birçok kez yağmalanmış fakat bir kısmı hala ayakta. Tarih boyunca burada keşiş ve papazlar eğitim almış. İrlanda’da doğayı görüp “Doğa-Romantizm“i yaşamak istiyorsanız görmeniz gereken bir yer. Biz gittiğimizde maalesef hava yağışlı ve soğuktu, fırtına vardı dolayısıyla fazla duramadık ama hava güzelse 3-4 saatlik güzel bir doğa yürüyüşü yapabilirsiniz. Dönüşte Dublin istikametine doğru ise hemen 1 km sonra çok güzel ve şık bir restoran bulunuyor. İsmi Wicklow Heather. Çok güzel çorbaları ve balık menüleri var. Özellikle “Wild Salmon” vahşi somon tavsiye ederim.
Sonuç
Dublin için Pub gibi huzurlu bir şehir derler. Kesinlikle katılıyorum. Huzur bulabileceğiniz bir şehir. Hem kafa dinlemek hem de kültürel bir gezi yapmak için ideal bir şehir. 9000 yıllık kültür mirasına sahip bir şehir. Pub kültürünü tanıyabileceğiniz bir yer, 1000’den fazla Pub bulunuyor şehirde. Muhteşem bir mimariye sahip Dublin, şehrin hiçbir yerinde sırıtan yüksek binalar göremezsiniz. Göze de hitap eden bir estetik ve mimariye sahip. Liffey nehri’nin ortadan ikiye böldüğü sivil sivil fakat sakin ferah bir şehir. Tek eksikliği içinden nehir geçen ve kanal bulunan diğer şehirlerde olduğu gibi gemi turları çok az. O yönü çok zayıf kalmış, nehir ve kanal daha iyi değerlendirilebilirdi.
Gezimden kareler
Bu Blogu paylaş

Merhaba, ben Aylak Adam
Seyahat etmek benim en büyük tutkum! Yeni kültürler keşfetmek, insanlarla tanışmak ve onların hikayelerini dinlemek benim için bir mutluluk kaynağı. Seyahat blogumda seni heyecan dolu maceralarıma davet ediyor, ilginç karşılaşmaları paylaşıyorum. Sürükleyici seyahat deneyimlerimde kendini kaybederek hikayelerimden ilham alabilirsin. Birlikte gezip gördüklerimizi keşfederken keyifli anlara tanık olalım!

Beni instagram´da takip et

Gezi değerlendirmem
Yeme ve İçme
★★★★
Konaklama
★★★★
Aktiviteler
★★★★★
Ulaşım
★★★★★
Yorum bırak
Bu muhteşem bir seyahat ülkesi – orada daha önce tatil yaptın mı? Hangi şehirleri ve yerleri ziyaret ettin? Benimle bu blog yazısının yorumlarında deneyimlerini ve ipuçlarını paylaşırsan çok sevinirim. Mükemmel bir seyahat için ek önerilerin var mı? Deneyimlerin ve ipuçların benim için çok değerli!
En son eklenen gezilerim
Beni takip et
0 Yorum