Keşfedilmemiş Gizemlerin İzinde: Kudüs ve Filistin’e Heyecan Dolu Bir Yolculuk

3 Mar, 2024

Filistin ve İsrail’e iki defa gitme fırsatım oldu

İkisinde de Miraç Kandili’ni Kudüs’te geçirebilmek için gitmiştim. İlkinde sadece Filistin’de bulunurken ikincisinde Tel Aviv’i de gezme fırsatım oldu. Tabii ki, Filistin konusunda insanın kafasında şüpheler ve tereddütler oluyor. Güvenlik nasıl? Problemlerle karşılaşır mıyız? Nasıl bir muamele göreceğiz, vs. Ama her iki gezide de en ufak bir problemle karşılaşmadık. Diğer ülkelerde nasıl olduğu gibi burada da aynen öyleydi. Bulunduğumuz yerler genelde turistlerin olduğu yerlerdi. Her iki senede de Miraç Kandili, aynı zamanda “Christi Himmelfahrt” (Hz. İsa’nın göğe yükseldiği günün kutlandığı dini bayram) ile denk geldi, dolayısıyla hem Hristiyan, hem Müslüman, hem de Yahudi turistler aynı anda aynı yerdeydi. İlk sene tamamen Müslüman olan ve Yahudilere yasak olan Batı Şeria‘da duvarın diğer tarafında Beytüllahim‘de kalırken ikinci yıl Kudüs merkezde kaldık. Kudüs, Beytüllahim, El-Halil (Hebron), Jericho (Eriha), Lut Gölü, Jaffa ve Tel Aviv‘e gittik. İlk önce gezilecek yerleri daha sonra da sonuç kısmında izlenimlerimi aktaracağım.

Not: Küçük bir bilgi de vereyim, eğer Türk vatandaşıysanız İsrail’e girebilmek için vize almanız gerekiyor. Pasaportunuzda İsrail’e ait vize veya giriş çıkış mührü varsa o pasaportla Arap ülkelerine giremiyorsunuz. Vize başvurusu yaparken önceden belirtiyorsunuz, İsrail yetkilileri de vizeyi kağıda basıp size e-posta ile yolluyor.

aylak-adam-seyahat-blog-kudüs-mescid-i Aksa'nın-gece-çekilen-güzel-bir-resmi

Kudüs

Belki de yeryüzündeki en kutsal yer. Kuran’da adı geçen bütün Peygamberlerin yolu düşmüş bu topraklara. Kudüs’te her taşın, her tuğlanın, her duvarın bir hikayesi var. Müslümanlar için Mekke ve Medine de çok kutsal, fakat Mekke’de Kabe ve bir iki mekan olmasa, Medine’de Efendimizin (S.A.V.) kabri olmasa geriye kalan yerler sıradan yerler. Fakat Kudüs’te her metrekare kutsal. Bu açıdan yeryüzündeki en kutsal mekan diyebiliriz. Aynı zamanda üç semavi dinin iç içe girdiği muazzam yer burası. Yahudi dağlarından kıyısında bulunan Selahattin Eyyubi’nin şehri. Tarih boyunca insanları en çok etkileyen şehirdir Kudüs. Peygamberlere, savaşlara ve medeniyetlere ev sahipliği yapmış kadim şehir. Peygamberlerin parça parça edildiği yer. Hz. İsa’nın “Peygamberleri öldüren şehir” dediği yer. Şehir tarih boyunca 2 defa tamamen yok edildi (Romalılar tarafından), 52 defa saldırıya uğradı, 23 defa işgal edildi ve 44 defa ele geçirilip tekrar kurtarıldı.

aylak-adam-seyahat-blog-kudüs-güzel-fotoğraf-gösteren-şehri-palmiye-ağaçları-ayrıca-görülür

Kudüs’te gezilecek yerler

Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra

Kudüs’ün kalbi ve ilk önce görmeniz gereken yer Mescid-i Aksa. Hemen belirtelim, fotoğraflarda gördüğünüz altın kubbeli yer Mescid-i Aksa değil, Kubbet-üs Sahra’dır. Mescid-i Aksa aslında Aksa Camii’nin, Burak Mescidi ve Kubbet-üs Sahra’nın da içinde bulunduğu 144 dönümlük büyük kompleksin adıdır. Altın kubbeli yerin hemen karşısında daha küçük siyah kubbeli bir mescid var, orası Aksa Camii veya değişik bir deyimle Mescid-i Aksa’dır.

Mescid-i Aksa’ya Şam Kapısı‘ndan girdik. Bu alana gayrimüslimlerin girmesi yasak. Kapıda Ürdünlü askerler kontrol yapıyor. Mescid-i Aksa, Müslümanların ilk kıblesidir.

aylak-adam-seyahat-blog-kudüs- sahra-kubbesinin- güzel-bir-fotoğrafı

Kubbet-üs Sahra

Burasının önemi Peygamber Efendimizin (S.A.V.) Mirac’ta buradan göğe yükselmesinden kaynaklanıyor. Hz. İsa’nın “Ben gideyim ki Ahmed gelsin” dedikten 600 yıl sonra Hicaz’dan bir ışık göründü. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bir seher vakti Mekke’den Buraq isimli binekle Mescid-i Aksa’ya gelmiş, Buraq isimli bineğini Burak Mescidi olan yere bağlamış. Mescid-i Aksa’nın avlusunda bekleyen ve Hz. İsa, Hz. Musa, Hz. Davud, Hz. Salih, Hz. Yusuf, Hz. Adem, Hz. Süleyman ve Hz. Nuh’un da içinde bulunduğu 124.000 Peygamber hep beraber “Selam sana ey yüce Nebi” diye selamlamış, Efendimiz (S.A.V.) de selamlarını alıp onlara namaz kıldırmış. Namaz kıldırmadan önce saygısından dolayı peygamberlerin atası olan Hz. İbrahim’e el işaretiyleNamazı sen kıldır” buyurmuş, fakat Cebrail (A.S.) “senin olduğun yerde kimse öne geçemez, İmam sensin Ya Rasulallah” demiştir. Evet, “EN ARKADAN GELEN EN ÖNDEYDİ“… Müezzin Cebrail’di. Kudüs, Hz. Davud da dahil olmak üzere çok dokunaklı bir ses işitmişti, fakat bu sesi ilk defa duyuyordu. Yeryüzü ne böyle bir namaz görmüştü, ne de böyle bir cemaat. Namaz bittikten sonra Efendimiz (S.A.V.) Hz. İbrahim ve Hz. Musa ile ruhlar Mağarasına indi. Orada da namaz kılıp bir süre görüştüler. Ne Hira, ne Sina, ne de Sevr Mağarası bu şerefe erişememişti. Daha sonra Allah Rasulü (S.A.V.) Mirac kubbesine çıktı, burada bir dua etti. Refref de orada bekliyordu. Efendimiz (S.A.V.) Allah’ı görmeye gidiyordu, daha önce aynı dilekte bulunan Hz. Musa da onu uğurlayanlar arasındaydı. Cebrail (A.S.) ile beraber Refref’e binerek arşa yükseldiler. Efendimizin (S.A.V.) ayağını bastığı kaya da bir anda onunla yükselmeye başlamıştı, fakat Cebrail (A.S.) bir el işaretiyle onu durdurmuş ve “sen buraya aitsin” demişti. Bundan sonra da Mirac mucizesi gerçekleşmiş oluyordu.

aylak-adam-seyahat-blog-kudüs-bir-adamın-el-aqsa-camisi-önünde-çekilmiş-bir-fotoğrafı

Mescidi Aksa

İlk olarak kimin tarafından yaptırıldığı tam bilinmeyen ve Hz. Ömer’in Kudüs’te ilk namaz kıldığı yer. İlk olarak 527 yılında Bizanslılar tarafından yapıldığı, daha sonra Hz. Ömer tarafından camiye çevrildiği ve 705 yılında Emevi halifesi Mervan tarafından son halini aldığı söylenmektedir. Burası Müslümanların ilk kıblesi. Caminin içinde Zekeriya Mihrabı, Yahya Mihrabı ve Ömer Camii bulunmaktadır. Biz gittiğimizde caminin ortasında bir cam ekan vardı. İçinde sis bombaları vs. vardı. İsrail polisi belirli dönemlerde mescide girip bomba atıyormuş. O bombaların kapsüllerini de toplayıp cam ekana koymuşlar. 1969’dan beri birçok bir grup Yahudi tarafından kundaklanma, havaya uçurma, yıkma amaçlı tünel kazma gibi saldırılara maruz kaldı. 1990 yılında yapılan bir saldırıda caminin içinde 30 Filistinli hayatını kaybetti.

aylak-adam-seyahat-blog-kudüs-güzel-bir-fotoğraf -mescid-i aksa

Burak Mescidi

Efendimiz’in (S.A.V.) Miraca yükselmeden önce Burak isimli bineğini bağladığı mescit. İçinde küçük de bir halka var. Tam o yerde Burak’ı bağladığı söyleniyor. Ağlama Duvarı’nın hemen arkasında bulunuyor. Bir rivayete göre de Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurmuştur: “Burak bütün peygamberlerin atlarının bağlandığı halkaya bağlanmıştır”.

aylak-adam-seyahat-blog-kudüs-resim-insanlar,-tarihi-binalar-ve-birkaç-palmiye-ağaçları

Ağlama Duvarı

Yahudiler tarafından kutsal kabul edilen ve Büyük Tapınaktan geriye kalan tek duvar olan Batı duvarıdır. Burak Mescidi‘nin arka duvarıdır. Romalılar tarafından yıkıldığında çok ağladıkları için Ağlama Duvarı denmiştir. Kutsal Mabedin yapımı bittikten sonra Hz. Süleyman duvara bakıp şöyle demiştir: “Fakir ve muhtaç halkın el emeği ve alın teri, benim nazarımda en değerli olandır. Bu duvarı ebediyen kutsuyorum, Allah’ın kutsal varlığı batı duvarını ebediyen terk etmeyecektir.” Savaşlar ve depremler derken Kudüs 33 defa yıkıldı, tabii Beyt-ül Makdis de bundan nasibini aldı. Hz. Ömer’in Kudüs’ü fethinden sonra Emeviler bugünkü Kubbet-üs Sahra ve Mescidi Aksa dolayısıyla duvarlarını da inşa ettiler. Şu anda duvarın ilk yedi katı Herod’tan kalan taşlar, orta dört sırada Emevi’den kalan taşlar ve üstteki küçük bölümde ise Osmanlı’dan kalan taşlardan oluşuyor. Kanuni Sultan Süleyman döneminde şehrin etrafındaki surların yeniden inşa edileceği haberi duyulunca Yahudiler, İstanbul Hahambasısına bir mektup gönderip şehrin duvarları içinde korunaklı bir ibadet mekanı istediler. Osmanlı Sultanına iletilen bu talep o sırada Kudüs’te bulunan Mimar Sinan‘a iletildi. Müslüman ve Yahudi din adamlarının görüşünü alan Mimar Sinan şehir duvarlarının içindeki en uygun mekanın burası olduğuna karar verdi. Osmanlı Devletinin bu isteğe olumlu karşılık vermesiyle burası Yahudiler için dünyada en kutsal mekan haline geldi. Yahudiler buraya gelip değişik dua ve taleplerde bulunup kabul olacağına inanırlar. Buraya kadar gelemeyen Yahudiler de e-mail veya mektup yoluyla isteklerini iletirler. Duvarın yanında küçük bir ofiste çalışan görevliler gelen maillerin çıktısını alıp kağıtları Ağlama Duvarı’nın arasındaki boşluğa sıkıştırıyorlar.

aylak-adam-seyahat-blog-kudüs-resmi-gösterir-ağlama-duvarı-ve-ziyaretçileri

Zeytin Dağı

Kudüs’ü tepeden gören yer. Mescidi Aksa‘yı izleyebileceğiniz özel bir yer. 890 m yükseklikte bulunuyor. Kıyamet günü Sırat Köprüsünün kurulacağı alan. Sırat Köprüsünün bir ucu Zeytin Dağı, diğer ucu ise Via Dolorosa‘nın bittiği yerde olacak. Yani bu tepenin olduğu yerden sıratı geçeceğiz. Hz. İsa’nın son anlarını geçirdiği ve öğrencilerine öğütler verdiği bölge. Hz. İsa’nın tutsak alındığı yer. Bir rivayete göre de Hz. İsa’nın son anlarında bu tepeden Kudüs’e bakıp şöyle dediği söyleniyor: “Kudüs, Kudüs, beni neden reddediyorsun?Hz. Meryem’in Zekeriya mihrabı kendisi için güvenli olmayınca halkın gazabından saklandığı yer aynı zamanda burası. Etrafında birçok zeytin ağacı bulunuyor, bazıları 2000 yıllık bu ağaçların. Tepenin hemen altında büyük bir Yahudi mezarlıkları bulunmaktadır. Kıyamet günü Sırat Köprüsünün burada kurulacağı için rağbet de çok oluyor. Bir mezarlık alanının milyon dolarlara satıldığı söyleniyor. Burada 150.000 mezar olduğu söyleniyor. Tepenin diğer yamacında Müslüman mezarlığı bulunmaktadır, ona da daha sonra değineceğim. Bu tepe Kuran, Tevrat ve İncil’de kutsal olarak kabul edilen yer. Kudüs’e geldiyseniz ilk gün ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Bu tepeden bakarken Mehmet Deveci’nin şiiri geldi aklıma nedense: “Kudüs düşerse Mekke düşer, Medine düşer, İstanbul düşer, Biz düşeriz…

aylak-adam-seyahat-blog-kudüs-büyük-dağlar-görünür-resimde

 

 

Davud Tepesi

Hz. Davud ve Hz. Meryem’in de kabrinin bulunduğu tepe. Kulesi, kilisesi, havrası, kabirleri ve müzesiyle birlikte büyük bir külliye. Burayı anlamlı kılan en önemli şey ise Son Akşam Yemeği’nin burada yenmiş olması. Mescidi Aksa‘dan sonra benim de en çok merak ettiğim yerdi Hz. İsa’nın son akşam yemeğini yediği yer. Hz. İsa burada havarileriyle yemek yedi ardından ayaklarını yıkayıp onlara öğütler verdi. Yahudilere göre müslüman anlayışından farklı olarak Hz. Davut Peygamber değil, kraldı. Bu külliye çatısız girmek yasak. Yahudi değilseniz bir takke veya şapka da giyip girebiliyorsunuz. Hz. Davut’un kabrinin bulunduğu odaya girmeden hemen önce Yahudilerin Zebur’dan dualar okuduğunu görüyorsunuz. İçeri girince dua eden müslüman ve hristiyanları görüyorsunuz. Aslında burası için küçük bir Kudüs diyebiliriz. Bu tepe Hz. Davut’un Zebur’u okumaya başladığında karşı dağların kendisine eşlik ettiği yerdir. Yahudiler ilk defa Hz. Davut döneminde tek bir çatı altında toplanabilmişler, o yüzden burayı da çok kutsal sayıyorlar. Ağlama Duvarı‘nda gözyaşı dökmelerinin bir sebebi de o günlere olan özlemlerinden dolayı. Burası Osmanlı için de çok önemli bir yere sahip, şehre gelen ve savaşa giden Osmanlı askerleri hep burada karşılanıp uğurlanırmış. O yüzden “kışla-yı hümayun” da denirmiş buraya. Külliye aslında Bizans yapısı fakat içindeki türbe Eyyubiler yapısı ve türbenin üzerindeki örtü ise Osmanlı mimarisi. Kudüs’te mutlaka görmeniz gereken yerlerden bir tanesi.

aylak-adam-seyahat-blog-kudüs-güzel-foto-mesnade-şehirinin-güneşli-günden-bir-fotoğrafı

 

 

Kutsal Kabir Kilisesi

Hz. İsa’nın göğe yükseldiği yer olduğuna inanılan yere yapılmış kilise. Protestanlar hariç diğer hristiyan mezhepleri için kutsal yer. “Kiliselerin Anası” olarak da bilinir. İnancımıza göre burada Hz. İsa çarmıha gerilmiş, naaşı yıkanmış ve göğe yükselmiş. Yahudiler için Ağlama Duvarı neyse, hristiyanlar için de burası odur. Böylekutsal bir yer olunca da hristiyan mezhepler buraya hakim olabilmek için çatışmaya başlamışlar. 1852 yılında Ortodoks ve Katolik papazlar birbirine girmişler. Kavga büyümüş, insanlar yaralanmış ve ölenler olmuş. Osmanlı ise barışçıl bir çözüm bulmuş. Kilisenin içindeki alanları 6’ya bölmüş ve her mezhebe bir alan vermiş. Her mezhebin bakımından sorumlu olduğu alanlar var. Böylece aralarındaki karmaşa da sona ermiş oldu. Kilisenin ön kapısında çatıda tahtadan bir merdiven duruyor. Osmanlı bu çözümü üreterek statüko ilanını yayınladıktan sonra kiliseye görevli gönderiyor haber vermesi için. Görevli duyuruyu yaparken merdivenin bulunduğu yerde Ermeni kilisesine bağlı bir hristiyan temizlik yapıyormuş. Bir kova su ile pencereleri temizliyormuş. Duyuruyu duyunca merdiveni alıp oradan ayrılmak istemiş fakat Osmanlı merdiveni almasına müsaade etmemiş. 1852’den beri Osmanlı’nın ilan ettiği statüko fermanının devamı için tahta merdiven hep orada duruyor. Selahattin Eyyubi ise kilisenin anahtarını 12. yüzyılda Filistinli bir aileye vermiş, Nuseybe ailesine. Bugün hálá anahtar o ailede. Aileden Yakup Nuseibe ailesini şöyle anlatıyor: “Büyükannemiz Uhud’da Resulullah’ı korumak için kahramanca kavga eden kadın Sahabi Nesibebet’ül Maziniyye‘dir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) onun Uhud’daki kahramanlığını anlatırken şöyle demişti: ‘O gün ne tarafa baksam Nesibe elinde kılıç savaşıyordu.’ Daha sonra da ‘Ey Nesibe, senin bu katlandığına kim katlanabilir?‘ dediğinde Allah Rasulu (S.A.V), Nesibe Hatun da kendisinden cennette beraber olabilmesi için dua istemiş, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de isteğine karşılık vermiştir. İşte böyle bir kadının torunları şu an kiliseyi her gün açıp kapıyor. Bizim gittiğimizde girişte bir bank üzerinde oturuyorlardı. Her sabah aileden biri gelip kapıyı açıyor, akşam da kilitliyor. Selahattin Eyyubi’nin verdiği fermanı ise hálá evlerinde saklıyorlar.

Kilisenin hemen karşısında Ömer Mescidivar. Hz. Ömer Kudüs’e kiliseyi görmeye geldiğinde ikindi vakti giriyor. Namaz kılmak için yer soruyor. Kilisedekiler burada kılabileceklerini söylüyorlar, fakat Hz. Ömer caminin hemen karşısında boş bir alanda kılıyor namazını. Daha sonra oraya Ömer Mescidi yapılıyor. Neden orada namaz kılmadığını soranlara ise: “Eğer ben orada namaz kılmış olsaydım, benden sonrakiler de orada namaz kılar, orayı camiye çevirirlerdi. Saygımdan dolayı namazı orada kılmadım” der. Gerçekten de Hz. Ömer’in namaz kıldığı yer cami yapıldı.

Bu kilise ve Ömer Mescidini de ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Eğer kilise ziyareti hristiyanların kutsal günlerine denk geliyorsa mahşeri bir kalabalık oluyor, o yüzden sabah erkenden veya akşam geç saatlerde gitmeniz daha iyi olur.

aylak-adam-seyahat-blog-kudüs-bir-heykel-mezar-temsili-ölümü-simgeliyor

Via Dolorosa (Çile Yolu)

Hz. İsa’nın Romalılar tarafından sonradan üstüne çivilenecek çarmıhla beraber katettiği yol. Acı yolu da deniyor. Toplam 14 durağından oluşuyor. Hz. İsa’nın halka gösterdiği, Hz. İsa’nın ilk kez yere düştüğü, annesi Hz. Meryem ile karşılaştığı, Veronica‘nın Hz. İsa’nın yüzünü sildiği, Hz. İsa’nın ikinci kez düştüğü ve onların inancına göre nihayetinde çarmıha gerilmek üzere şimdiki Kıyamet Kilisesi‘nin olduğu yere kadar yürütüldüğü yol boyunca durakladığı 14 noktadan 9’unun bulunduğu yolda, hâlen pazar günleri bu yürüyüş Katoliklerce temsili olarak canlandırılıyor. Bu noktaların bulunduğu yerlere sonradan kiliseler inşa edilmiş. Bu yolu yürüyüp kıyamet kilisesine ulaşan hristiyanlar hacı oluyor. 14 noktada da levhalar asılı. Toplam 500-600 m civarında.

aylak-adam-seyahat-blog-kudüs-tarihi-kilise-bir-ahşap-hac-duvarda-dayalı

Eski Şehir

Burada 4 Mahalle iç içe giriyor. Ermeni mahallesi, müslüman mahallesi, yahudi mahallesi ve hristiyan mahallesi. Burası da Kudüs’ü resmeden güzel bir mekan. Bir mahalleden diğerine geçerken ortam değişiyor. Bir şehirden bir şehire geçmiş gibi oluyorsunuz. Mahallelerin ortak noktası turistler için alışveriş dükkânları. Müslüman mahallesi‘nde herkes dost ve samimi ancak mahalle çok pis. Çöpler etrafta. Ermeni mahallesi‘nde her adımda Türkiye’de uygulanan soykırım haritası mevcut. Duvarlarda hep onu görüyorsunuz. Türk olduğunuzu söylediğinizde biraz mesafeli tavır sergiliyorlar, ama onun dışında bir söz kavgası veya saygısızlık yapmıyorlar. Hristiyan mahallesi hemen müslüman mahallesinin bittiği yerde hatta bitmeden başlıyor diyebiliriz. Caminin duvarları ile kilisenin duvarları neredeyse yan yana. Ezan ve çan sesleri karışıyor. Yahudi mahallesi‘nde ise resimlerde gördüğünüz kendilerine has elbise ve tarzda yahudileri görüyorsunuz. Küçük çocuklar da o şekilde giyinmekte. Dikkatimi çeken şey, yahudi kadınların hepsinde peruk vardı, herhalde inançlarından kaynaklanan bir durum.

aylak-adam-seyahat-blog-kudüs-yahudi-mahallesiden-bir-fotoğraf

Meryem Ana Kilisesi

Siyon Tepesi’nde bulunan ve Hz. Meryem‘in mezarının bulunduğuna inanılan kilise. Bazı kaynaklarda İzmir Selçuk’ta olduğuna inanılıyor, bazı kaynaklarda ise Hz. Meryem’in tekrar Kudüs’e döndüğü yazıyor. 1906 yılında kutsanan kilise Arap-İsrail savaşında zarar görmüştür. Hz. Meryem’in yattığı yer olarak ise bodrum katında bulunan bir yer gösteriliyor.

aylak-adam-seyahat-blog-kudüs-bir-fotoğraf-resim-ve-meryem-ana

Rabiat-ül Adeviyye ve Selman-ı Farisi (R.A.)‘nin kabri

Zeytin Dağı’na yakın müslüman mezarlığında bulunan kabirler. Sizlere bu iki kişiden biraz bahsetmek istiyorum.

Selman-ı Farisi: Hakikat arayıcısı sahabi. Pers diyarında İsfahan‘da dünyaya gelir. Babası Mecusilerin 1000 yıldır sönmeyen ateşin devam etmesi için servetini harcayan ve ateşe tapan bir toprak zengini. Ailede herkes ateşe tapıyor. Bunun yanlış olduğunu ailesine söyleyince babası onu bodruma kapatır. Bu olaydan sonra Selman-ı Farisi hakikatleri aramak için yollara düşer. Hristiyan rahiplerle Sam‘a giden Selman-ı Farisi, bir rahibin söylediği ve Efendimizin (S.A.V.) Hicaz’da zuhur edeceğini müjdeleyen haberi aldıktan sonra Medine‘ye gider ve orada bahsedilen işaretleri görünce müslüman olur. Allah Rasulu (S.A.V.)’in Selman-ı Farisi ile ilgili Hadisler: “Rabbimin bana sevdiğini bildirdiği, benim de sevmemi istediği dört kişiden biridir Selman-ı Farisi. Selman-ı Farisi’yi Ensar mı Muhacir mi olduğu tartışıldığı bir yerde Efendimiz (S.A.V.) “Selman bizdendir, Ehli Beyt’tendir” demiştir.

İslam tarihi açısından önemli bir yere sahiptir Selman-ı Farisi. Hendek savaşı‘nda hendek kazma fikri de ondan gelmişti. Hz. Ömer Kudüs’ü alırken yine o vardı yanında. Daha sonra kendi ülkesi olan İran‘ın fethinde yer alır ve Hz. Ömer tarafından Medayin şehrine vali olarak atanır ve oralarda İslam’ın yayılmasına vesile olur. Medayin’de vefat ettiğinde ise dünya malı olarak tüm sermayesi bir kase, bir leğen, bir kilim ve bir hasırdan ibaretti.

Rabiat-ül Adeviyye: Basra’da çok fakir bir ailenin 4. çocuğu olarak dünyaya geldi. Evlerinde ne saracak bir bez ne de yakacak bir kandilleri vardı. Annesi komşularından kandil almasını ister, fakat babası kimseden bir şey istemeyeceğini Allah’a söz verdiği için istemeden gelir. O gece babası rüyasında Peygamber Efendimiz’i görür. Efendimiz, “Hic üzülme! Bu kızın, öyle bir hanım olacak ki, ümmetimden yetmiş bin kişiye şefaat edecek. Yarın bir kağıda şöyle yaz ve Basra valisi Isa Zadan‘a git ver: ‘Sen her gece Peygamber Efendimize yüz salavat-ı şerife, Cuma geceleri de 400 salavat gönderirdin. Bu Cuma gecesi unuttun. Bunun kefareti olarak, bu yazıyı getiren zata 400 altın helal paradan ver'” der.

Aile Rabia’nın gelişiyle bolluk ve bereket kazanır. Daha sonra annesi ve babası ard arda vefat edip Basra’da sıkıntılı günler geçirir. Basra’da bulunan birisi fırsattan istifade Rabia’yı yakalar ve hizmetçi olarak kullanmaya başlar. Sonra da 6 gümüş karşılığında ihtiyar bir adama hizmetçi olarak satar. Efendisine hizmet etmekle geçer yıllar. Bir gün bir erkekten sakınmak için bir yerden düşer ve kolu kırılır. Allah’a dua eder, sonra da bir ses duyar: “Üzülme, sen ahirette meleklerin bile imreneceği bir makamda olacaksın.” Belirli bir süre sonra yaşlı adam Rabia’nın sıradan bir kadın olmadığını anlar ve onu özgür bırakır. Rabia küçük bir eve yerleşip ömrünü ibadet etmekle geçirir. Hasan-ı Basri ve Süfyan-ı Sevrî gibi büyük zatlar kendisinden feyz alırlar. Hayatı boyunca zorluk ve sıkıntı içinde yaşamasına rağmen kendisine teklif edilen hiçbir yardımı kabul etmemiştir. Bir keresinde kamu malı olan kandilin ışığında gömleğini dikmişti, daha sonra içine sinmeyip o gömleği de yırtıp atmıştı. İşte bu kadın son yıllarını Kudüs’te geçirmek amacıyla Kudüs’e gelmişti. 752 yılında şu an kabrinin bulunduğu küçük yerde vefat etti. Vefat ettiği gece evin önündekiler Fecr Suresi‘nin son 4 ayetiniduyduklarını söylediler. Müslümanların en çok ziyaret ettiği yerlerden bir tanesi de burası.

 

El Halil’de gezilecek yerler

El Halil

El Halil özellikle iki özelliğiyle biliniyor. Birincisi Hz. İbrahim ve diğer peygamberlerin türbe veya makamlarının olduğu İbrahim Camii, ikincisi de Hebron katliamı olarak tarihe geçen katliamla. Bir inanca göre Hz. Adem ve Hz. Havva dünyaya gönderildiklerinde ilk olarak burada yaşamışlar. Yahudilere göre 4 kutsal şehirden birisi. Şehirde 150.000 Filistinli ve 1000 kadar da İsrailli yaşamaktadır. Müslüman ve Yahudi yerleşim yerleri birbirinden ayrılmış, Yahudi yerleşim yerleri İsrail askerleri tarafından korunmaktadır. Resmi olarak Filistine bağlı olmasına rağmen İsrail’in işgali altında olan bir yer. Her sene de Yahudi nüfusunu arttırmak amacıyla dünyanın çeşitli yerlerinden Yahudiler buraya taşınıyor. Bu Yahudiler çalışmayıp maaşa bağlanıyor ve yaptıkları tek şey çocuk doğurup büyütmek. 1994‘te bir İsrailli vatandaşın camiye pompalı tüfekle girip 33 kişiyi katlettikten sonra camiye ve şehre giriş çıkışlar askerler tarafından korunmaya başlamış. Biz de şehre girerken ellerinde otomatik silah bekleyen askerlerin aramasından sonra turnikelerden geçerek girebildik.

Hz. İbrahim Camii eskiden hem Yahudilerin hem de Müslümanların ibadetine açıktı, saldırıyı bahane eden İsrail askerleri caminin ve şehrin yarısını ele geçirdi. Şu anda caminin yarısı sinagog olarak kullanılmaktadır. Camide Hz. İbrahim, Hz. Sare, Hz. İshak, Hz. Rabia, Hz. Yusuf ve Hz. Yakup’un mezarlari veya makamları bulunmaktadır. Kudüs ziyaretinde bu kutsal mekâna da kesinlikle uğrayın…

 

Beytullahim

Kudüs’e yaklaşık 30 dakika mesafede. Kudüs’ten Beytullahim’e giderken ilk önce göreceğiniz şey “Utanc Duvarı“dır. Kuru betondan yapılmış, boyu belki de 6-7 metre kadar olan ve insanları Batı Şeria’ya hapseden duvar. Askeri kontrol noktasını geçtikten sonra duvarın diğer tarafına Beytullahim’e geçebiliyorsunuz. Şehrin önemi Hz. İsa’nın burada doğmuş olmasından kaynaklanmaktadır. Doğduğu ve vaftiz edildiği yerde şu an “Church of The Nativity” kilisesi bulunmuyor. Dolayısıyla Hristiyanlar için kutsal bir yer burası. Şehirde ayrıca Hz. Ömer anısına yaptırılan ve merkezde bulunan Ömer Camii var. Burada insanlar Türklere karşı daha sıcak ve samimi. Şehrin başka bir özelliği ise dünyanın hiçbir yerinde bulamayacağınız sokak sanatlarının burada bulunması. Özellikle graffiti çalışmaları çok özel. Hem Utanc Duvarı üzerinde, hem şehrin içinde, hem de dükkanların içinde başka bir yerde bulamayacağınız çok yaratıcı graffiti çalışmaları var. Ayrıca buraya Yahudilerin giriş-çıkışı yasaklanmış. Son olarak dünyaca ünlü sokak sanatçısı Banksy tam duvarın bulunduğu yere bir otel açacakmış. Bu sanatçı daha önceki yıllarda Gazze’de de çok önemli sanat eserlerini sergilemişti.

Hz. İsa’nın doğduğu yeri ve Utanç Duvarı’nı mutlaka görmenizi tavsiye ederim.

Eriha (Jericho)

Eriha dünyanın en eski şehri. 10.000 yıl önce kurulmuş bir şehir. Dünyanın ilk yerleşim yeri ve ilk şehri. M.Ö Anthony tarafından Kleopatra’ya armağan edilen şehir. Deniz seviyesinin 250 metre olmasından dolayı aynı zamanda dünyadaki en altta bulunan yer. Halk içinde ve İncil’deki adıyla “Palmiye Şehri”. Burada görülmesi gereken iki yer var. Birincisi Ayartma Dağı, ikincisi ise Lut Gölü.

Hz. İsa’nın 40 gün 40 gece şeytanla imtihan olduğu ve Peygamberliğini ilan ettiği yer bugün Yunan Ortodoks Kilisesine bağlı bir manastır olarak kullanılmakta ve “Temptation – Ayartma Dağı’nda” bulunmaktadır. Her iki seferde de manastıra teleferikle çıkma imkanımız olmadı, vakit darlığından dolayı, sadece turistlere ayrılan ve hediyelik eşyaların da alınabileceği yerden karşıdan izledik. Ama manastıra çıkanların bahsettiğine göre manastırda güzel bir manzara ile karşılaşacaksınız. Ürdün vadisi, Lut Gölü ve Eriha şehrini birden görebileceksiniz.

Lut Gölü deniz seviyesinin 350 metre altında bulunmaktadır. Tuz oranı olarak dünyanın en tuzlu üçüncü gölü. Sodom ve Gomore şehirlerinin altında kaldıkları göl. Zaten ismini de Hz. Lut’un kavminin helak olmasından dolayı almış, tam burada kavmi helak olmuş. Gölün diğer tarafı Ürdün. Yüzerek karşıya geçip telleri geçtiğinizde Ürdün topraklarına varmış olursunuz. Normal şartlarda bu tarz yerler ibret alınacak yerlerdir. İslami kaidelere göre de buralarda fazla durulması tavsiye edilmez. Fakat biz gittiğimizde tam tersi bir manzarayla karşılaştık. Gölün etrafında kafeler vardı. Herkes ailesini alıp pikniğe gelmiş. Bir tarafta mangallar yanarken bir yandan da nargileler tüttürülüyor. Denize girenler, müziğe kendisini kaptıranlar ne ararsanız vardı. İşin ilginç tarafı da neredeyse hepsi Müslümandı. Biraz tuhafıma gitmişti açıkçası.

Son olarak bir de Eriha’da “Masada” diye tarihi ve arkeolojik bir yer var. Judean çölündeEriha (Jericho) gezilecek yerler: Eriha dünyanın en eski şehri. 10.000 yıl önce kurulmuş bir şehir. Dünyanın ilk yerleşim yeri ve ilk şehri. M.Ö Anthony tarafından Kleopatra’ya armağan edilen şehir. Deniz seviyesinin 250 metre olmasından dolayı aynı zamanda dünyadaki en altta bulunan yer. Halk içinde ve İncil’deki adıyla “Palmiye Şehri”. Burada görülmesi gereken iki yer var. Birincisi Ayartma Dağı, ikincisi ise Lut Gölü.

 

Sonuç

2 yıl üst üste gittiğim İsrail ve Filistin gezilerimde edindiğim izlenimleri toparlamaya çalışacağım. Bu kısımda özellikle politik kısma değinmeye çalışacağım. Anlattıklarım biraz karışık olabilir, konudan konuya geçebilir, bu durumu göz ardı edin lütfen.

İlk olarak şunu belirtmeliyim, İsrail polisi hem İsrail hem de Filistin‘in her metrekaresine girip arama ve sorgulama yapabiliyor. Batı Şeria gibi Ramallah gibi yerlerde bile operasyon düzenleyebiliyor. Önceden nereye operasyon düzenleyeceğini bildirince, Filistin polisi o bölgeyi boşaltıyor ve operasyon düzenleniyor. İsrail‘in yetki alanı her yerde. İsrail‘in maddi ve ekonomik olarak da gücü hissediliyor. Filistinlilerin kendilerine ait para birimleri bile yok, eğer İsrail şekeli kullanmak istemiyorlarsa Ürdün parasını kullanıyorlar. Bu genellikle sadece Filistinlilerin yaşadığı bölgelerde oluyor. Filistinlilerin birçoğu da İsrail vatandaşı oluyor, olmazlarsa iş bulamıyorlar. Daha çok iş imkanı bulabilmek için İsrail vatandaşı oluyorlar. Birçoğu da İsrailli firmalarda çalışıyorlar, sadece Filistin’deki Coca-Cola firmasında 3000 Filistinli çalışıyor. İsrail hem ekonomik olarak hem de nüfus olarak Filistin‘e karşı kampanya yürütüyor. Kudüs‘ten diğer şehirlere giderken hep yeni yerleşim yerleri görüyoruz. Buralarda dünyanın farklı yerlerinden getirilen ve sistematik olarak yerleştirilen Yahudiler kalıyor. Giderek de alanlar genişliyor.

Filistin‘in sosyo-kültürel, coğrafi ve ekonomik durumunu özetleyecek olsaydım şöyle derdim: “Filistin diye bir devlet aslında yok, sadece kalbimizde yaşıyor.”

Turist olarak bunları hissetmiyorsunuz ama. Sadece merak edip iyi bir rehbere sahipseniz farkında olursunuz. Turistlere ve Türklere karşı herhangi bir sorun çıkarmıyorlar. Biz “Türk’üz” dediğimizde bile hiç yüzünü ekşiteni görmedim, ne halktan ne de asker ve polisten. Genelde sıcak ve sempatik davranıyorlar. Bizdeki gibi yedi göbekten gelen bir”düşman” resmi yok anlaşılan. Türkiye’de hangi ideolojiden olursa olsun İsrail dediğinizde hemen bir düşman resmi belirir ama İsrailliler bu konuda oldukça rahat. Hatta biz dönüşte sabah vaktinde Tel Aviv havaalanına gelmiştik, vaktim çıkacaktı, grup halinde 15 kişi ceketleri serip havaalanında bir köşede beraber namaz kıldık. Kimse de gelip bir şey demedi.

Zeytin Dağı ve etrafı normalde tamamen Müslümanlara ait bir yer. Rabiat-ül Adeviyye caddesine yakın bir yerde. Sadece bir tane evde devasa bir İsrail bayrağı var. Kudüs‘ün her yerinden görünebilecek kadar büyük bir bayrak. Önünde de İsrail askeri nöbet tutuyor. Hikayesi şu: O bölgede normalde hiç kimse Yahudilere ev satmıyor. Bu evi alan kişi evin sahibine 10 kat fiyat vermiş, o da satmış. Bir zafer işareti olarak da o bayrağı asmış. 24 saat asker koruyor o evi. Evinden çıkarken alıyor askeri araca bindirip işe götürüyor, akşam da yine aynı şekilde geri getiriyor. Enteresan bir durum yani. Cadde demişken Kudüs‘te Müslüman ve Yahudi yerleşim yerlerini hemen ayırt edebilirsiniz. Müslümanların olduğu mahalleler genelde dağınık ve pis, Yahudilerin olduğu yerler düzenli ve temiz.

Filistin‘in genelinde Türklere karşı bir sevgi ve saygı var. Türk olduğumuzu öğrenince hemen bir kardeş gibi davranıyorlar. Osmanlı’dan beri Türkleri bir kurtarıcı olarak görüyorlar. Bir Filistinli tarihçiyle konuşma fırsatımız oldu, çok sitemli bir şekilde “1918’de bizi kime bırakıp gittiniz” demişti.

Filistinlilere karşı çok katı kanunlar var. Arabalarında ve yanlarında bıçak gibi herhangi kesici bir alet taşıyamıyorlar. Taşıdıklarında ise İsrail polisinin onları öldürme yetkisi var. Öldürünce de bitmiyor, ailesinin kaldığı evi ateşe verip ailesini de Gazze‘ye sürebiliyor. Bu tarz kanunları güvenlik amacıyla çıkardıkları söyleniyor. Benim dikkatimi çeken bir şey, otobüs duraklarının önlerinde hep geniş ve sağlam beton duvarları vardı. Sebebi de buralara Filistinlilerin arabayla duraklara dalıp Yahudileri öldürmeleriymiş. Yahudileri öldürebilmek için bir yol olarak görüyorlarmış ve birkaç kez bu tarz vakalar olmuş. Kudüs ve Arapların yoğun olarak yaşadığı diğer şehirlerde Yahudiler genelde korku içinde yaşıyorlar. Her an öldürülme ve katledilme korkusu var. Bu tedirginliği insanlarda görebiliyorsunuz. Örneğin bir akşam Kudüs‘te cafelerin olduğu bir caddeye gitmiştik, o sırada da başka bir şehirde İsrail askerleri Filistinlilere saldırı düzenlemiş. Saat 23:00’e kadar açık olan cafeler saat 20:00’de kapatmaya başladılar. Saldırıdan dolayı Filistinliler karşılık olarak bir intihar saldırısı vs. düzenleyebilir korkusuyla kapattılar. Filistinlilerde ise çaresizlik var. Her şeyi ellerinden alınıp zulüm görüyorlar ve seslerini duyan bile yok. Kendi topraklarında her türlü haksızlığa uğruyorlar ve şikayet edebilecekleri bir makam bile yok. O yüzden bizleri görünce de ayrı mutlu oluyorlar. Biz de yardımcı olamıyoruz ama en azından onları ziyarete gelen birileri olduğunu görünce bile mutlu oluyorlar.

Yahudiler de kendi aralarında birçok gruba ayrılıyorlar. Bunları kafalarındaki kipalardan görebiliyorsunuz. Her grubun ayrı bir kipa rengi ve şekli var. Bir grup var ki en fanatiği, onlara göre Arapların bu topraklarda yeri yok ve katledilmesi gerekiyor. Bu gruptan bir kişiyle Mescidi Aksa‘nın avlusunda karşılaşmıştık. Haftanın bir günü belirli saatlerde İsrail askeri korumasında Mescidi Aksa‘ya girebiliyorlar. Elinde bir harita vardı. Yahudiler de kendi aralarında birçok gruba ayrılıyorlar. Bunları kafalarındaki kipalardan görebiliyorsunuz. Her grubun ayrı bir kipa rengi ve şekli var. Bir grup var ki en fanatiği, onlara göre Arapların bu topraklarda yeri yok ve katledilmesi gerekiyor. Bu gruptan bir kişiyle Mescidi Aksa‘nın avlusunda karşılaşmıştık. Haftanın bir günü belirli saatlerde İsrail askeri korumasında Mescidi Aksa‘ya girebiliyorlar. Elinde bir harita vardı. Süleyman Mabedinin kendilerine ait olduğunu söylüyordu. Haritada da Mescidi Aksa havaya uçurulmuş bir şekilde resmediliyordu. Bu grup en fanatik grup. Bir grup da en toleranslı grup. Onlar da İsrail‘in işgalci bir devlet olduğunu ve bu toprakları terketmesi gerektiğini savunuyor. Yahudi gruplar arasında 12-13 çocuk yapanlar da bunlar. İsrail’in de en çok dert ettiği grup şu an. Çünkü hesaplamalara göre 2040 yılında nüfusun çoğunu oluşturuyor olacaklar. Gezi boyunca dikkatimi çeken başka bir şey de İsrail’li polis ve askerlerin tamamının gençlerden oluşuyor olmasıydı. 30 yaşın üstünde polis veya asker görmedik.

Son olarak İslami hassasiyeti olan herkesin Kudüs‘ü mutlaka görmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Bir Müslüman Kudüs‘ü görmediyse hayatında birçok şey eksik demektir. Bir de Kudüs mutlaka bir tur veya rehber eşliğinde ziyaret edilmeli.

 

Gezimden kareler

Bu Blogu paylaş

Merhaba, ben Aylak Adam

Seyahat etmek benim en büyük tutkum! Yeni kültürler keşfetmek, insanlarla tanışmak ve onların hikayelerini dinlemek benim için bir mutluluk kaynağı. Seyahat blogumda seni heyecan dolu maceralarıma davet ediyor, ilginç karşılaşmaları paylaşıyorum. Sürükleyici seyahat deneyimlerimde kendini kaybederek hikayelerimden ilham alabilirsin. Birlikte gezip gördüklerimizi keşfederken keyifli anlara tanık olalım!

Beni instagram´da takip et

Gezi değerlendirmem

Yeme ve İçme
★★★★

Konaklama
★★★★

Aktiviteler
★★★★★

Ulaşım
★★★★★

Yorum bırak

Bu muhteşem bir seyahat ülkesi – orada daha önce tatil yaptın mı? Hangi şehirleri ve yerleri ziyaret ettin? Benimle bu blog yazısının yorumlarında deneyimlerini ve ipuçlarını paylaşırsan çok sevinirim. Mükemmel bir seyahat için ek önerilerin var mı? Deneyimlerin ve ipuçların benim için çok değerli!

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

En son eklenen gezilerim

Budapeşte: Tarih ve Kültürün Buluştuğu Orta Avrupa’nın İncisi

Budapeşte: Tarih ve Kültürün Buluştuğu Orta Avrupa’nın İncisi

Tuna Nehrinin iki böldüğü şehirde bir yakasında bulunan "Budin" ve diğer yakasında bulunan "Peste"nin birleşmesiyle oluşmuştur. Barok ve Gotik mimarisinin süslediği Budapeste’te Osmanlı'ya ait esintiler de bulacaksınız. Bir yanda Rönesans tan kalma binaları gezerken...

Beni takip et